Kesfet

Kent Tarihçesi

Priene’nin Konumu - Tarihçesi ve Araştırma Tarihi

Kentin Konumu Priene kentinin kalıntıları, Anadolu’nun antik coğrafi bölümlemesine göre, orta Batı Anadolu’yu kapsayan Ionia Bölgesi’nin güneyinde, antik adıyla Mykale, günümüzdeki ismiyle Samsun Dağı’nın güney eteklerinde yer alır. Türkiye Cumhuriyeti’nin idari bölümlemesine göre ise Priene günümüzde Aydın ili, Söke ilçesi, Güllübahçe Mahallesi sınırları içindedir. Doğu-batı doğrultusunda uzanan Mykale Dağ Sırası antik kentin egemenlik alanının kuzey yönündeki doğal sınırını belirler. Mykale Dağ Sırasının batı ucunu oluşturan yarımadanın uç noktası, Thebai antik kentini içine alan sınırlar da dâhil olmak üzere Samos’un egemenlik alanı içerisinde yer almaktaydı. Dolayısıyla Priene topraklarının batı sınırını, günümüz de kalıntıları Doğanbey mahallesinin kuzeybatısındaki tepe üzerinde bulunan Thebai Antik Kenti’nin oluşturduğunu söylemek mümkündür. Priene’nin kuzeydoğusunda yer alan bir diğer İon kenti, Magnesia ad Maeandrum’un egemenlik alanındaki topraklar kentin doğu ve kuzeydoğu sınırını belirlemekteydi. Güneydoğu yönünde ise kentin toprakları Myus’un egemenlik alanına kadar uzanmaktaydı. Güney yöndeki Latmos Körfezi ise, kentin egemenlik alanındaki topraklar için doğal bir sınır teşkil etmekteydi. Priene’ye komşu önemli antik merkezler olarak kuzeyde Ephesos, doğuda Magnesia ad Maeandrum, güneyde ise Miletos ve Didyma gösterilebilir. Bu bölge, eski adı Maiandros olan Büyük Menderes Irmağı’nın hâkim olduğu bir coğrafyadır. Günümüze kalıntıları ulaşmış olan antik kent, bu ırmağın oluşturduğu büyük alüvyon ovasının kuzey kenarındaki teraslar üzerinde yükselir. Bölgenin ılıman iklimi, kentin territoriumunda bulunan alüvyon ovasının verimli arazileri, denize yakınlığı nedeniyle bölgesel ve denizaşırı ticaret için elverişli konumu, MÖ 4. yüzyıl ortalarında yeniden kurulacak olan kent için bu alanın seçilmesinde kuşkusuz etkili olmuştur. Bununla birlikte Büyük Menderes’in taşıdığı alüvyonlara bağlı coğrafi değişimler, kentin yerleşim tarihindeki kaderini belirleyen belki de en önemli unsur olmuştur. Sözü edilen alüvyon birikimi sonucunda, kıyı çizgisinin gittikçe batıya doğru ilerlediği, önceleri Latmos Körfezi’nin kuzey kıyısına yakın bir konumda olan kentin, yüzyıllar içinde bu özelliğini yitirdiği görülmektedir. Bu bağlamda, günümüzde “Söke Ovası” olarak adlandırılan alanın antik çağlarda kıyılarında Miletos, Myus, Herakleia ad Latmos gibi kentlerin bulunduğu bir körfez olduğu, tasavvur edilmelidir. MÖ 4. yüzyıl ortalarında kurulan Yeni Priene’nin ise, kuruluş döneminde dahi deniz kıyısında değil, kıyıdan oldukça içeride olduğu, denize ise Naulokhos isimli başka bir liman kenti vasıtasıyla bağlı olduğu düşüncesi hâkimdi. Bununla birlikte, yeni araştırmalar sonucunda kentin Geç Klasik Dönem ve Helenistik Dönem’de bir liman kenti olduğuna dair görüşler de bulunmaktadır. Antik yazarlardan Strabon (MÖ 63 – MS 23) önceleri deniz kıyısında bir liman kenti olan Priene’nin, Büyük Menderes’in taşkınları ve taşıdığı alüvyonlar sonucu bir iç kent haline geldiği bilgisini de vermektedir.

Kentin Tarihçesi

Priene Kenti’nin tarihçesini, kentin belirli bir dönemde yer değiştirmesine bağlı olarak iki bölüm halinde incelemek mümkündür. Antik yazarlar tarafından bahsedilen ve MÖ yaklaşık 10. yüzyıl sonlarından itibaren kurulan on iki İon kentinden biri olan Priene, günümüzdeki yerinden farklı bir alanda konumlanmıştı. Keza, yaklaşık yüz yirmi beş yıldır sistemli kazı ve araştırmaların sürdürüldüğü antik kentte, Geç Klasik Dönem’den daha erken bir döneme tarihlenebilecek herhangi bir arkeolojik buluntuya rastlanmamıştır. Dolayısıyla “Eski Priene” (Arkaik Dönem ve Klasik Dönem kenti) günümüzde kalıntılarını gördüğümüz kentten farklı bir yerde konumlanmış olmalıydı. Kentlerin benzer sebeplerle yer değiştirerek başka bir alanda yeniden kurulması durumu Antik Dönem’de sıklıkla karşımıza çıkar. Bu duruma başka bir örnek olarak, diğer bir İon kenti olan Ephesos’un, Küçük Menderes’in alüvyonlarının eski kentin limanını doldurması sonucu yer değiştirmesi gösterilebilir.

Eski (İlk) Priene’nin Tarihçesi

Yeri henüz belirlenememiş Eski Priene, Strabon ve Pausanias’ın aktarımlarına göre Pylos kökenli Neleus’un oğlu Aipytos önderliğindeki İonlar ve Philotas önderliğindeki Thebaili göçmenler tarafından kurulmuş olup, kentin kurulduğu topraklar Karialılardan alınmıştır. Strabon ayrıca, bu göç hareketi esnasında daha önceden bölgede yaşayan yerli halklar olan Karialılar ve Lelegler’in, iç bölgelere sürülerek Karia’nın iç kısımlarına sığınmak zorunda kaldıkları aktarmaktadır. Herodotos ve Strabon gibi yazarlar, Priene’nin İon Birliği’nde yer alan on iki kentten biri olduğu bilgisini verirler. Poseidon Helikonios Kültü altında birleşen dini – siyasi nitelikli bu birliğin merkezi Panionion’daki Poseidon Kutsal Alanı idi. Bu kutsal alanın idaresi komşu kent Mellie’nin yıkılmasından sonra Priene’ye geçmiştir. Strabon’da Ionialılar’ın her yıl düzenlenen dini festivallerdeki ritüellerin Prieneli rahipler tarafından gerçekleştirildiğini aktarır. Helenistik Dönem Priene sikkeleri üzerinde tasvir edilen tanrı Poseidon’un simgesi trident (üç dişli çatal), bu kültün Priene için o dönemde halen önemini koruduğunu göstermektedir. Priene’nin içinde yer aldığı Ionia Bölgesi’nin MÖ 7. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Lydia Krallığı’nın hâkimiyetine girdiği görülür. Herodotos, Lydia Krallığı’nı o dönemde yöneten Mermnad Hanedanlığı krallarından Gyges’in oğlu Ardys’in Priene’yi ele geçirdiğini aktarır. Bir diğer Lydia Kralı Alyattes’in iktidarı döneminde Priene’nin kuşatıldığı, ünlü devlet adamı Bias’ın politik hamlelerine aldanan Alyattes’in kuşatmayı kaldırdığı anlatılır. Ionia’nın Lydia hâkimiyetine girdiği dönemle birlikte bölgede Pers İmparatorluğu egemenliğinin başladığı yaklaşık MÖ 620 – 546 yılları arasındaki zaman dilimi bilim ve felsefenin altın çağını yaşadığı bir dönem olmuştur. Strabon ve Diogenes gibi yazarlar, söz konusu dönemde yaşayan Antik Dönem’in Yedi Bilgesi’den biri sayılan Bias’ın anavatanının Priene olduğunu belirtir. Bias’ın Alyattes ve Kroisos gibi Lidya Kralları ile olan diyaloglarında öğüt veren konumda oluşu ve bu kralların takdirini kazanışı, bu bilge kişinin yaşadığı dönemde uluslararası nitelikte saygı gören bir şahsiyet olduğunu gösterir. Lydialılar’ın MÖ 546/545 yılında Persler tarafından yenilgiye uğratılmasından sonra Batı Anadolu kentleri de birbiri ardına Pers İmparatorluğu hâkimiyetine girer. Bu hâkimiyeti kabul etmeyen Priene gibi kentler tahrip edilir ve halkı köleleştirilir. MÖ 500/499 yılında başlayan Ionia ayaklanmasına Priene’nin on iki gemiyle destek verdiği görülür. MÖ 494 yılında Lade Deniz Savaşı’nda İon Birliği’nin Persler tarafından bozguna uğratılmasıyla Priene’de diğer müttefik kentler gibi cezalandırılmış olmalıdır. Eski Priene’ye dair tek arkeolojik veri, yaklaşık Ionia İsyanı dönemine ait, ön yüzünde kentin ana tanrıçası Athena’nın miğferli başının bulunduğu bir elektron sikkedir.

Kıta Yunanistan’da Persler’e karşı Yunanlılar tarafından sürdürülen Plataia Savaşı’na28 (MÖ 479) eş zamanlı olarak Batı Anadolu’da da Mykale kıyılarında Lakedaimonlu Leotytkhidas önderliğinde Pers filosuna karşı verilen bir mücadele söz konusuydu. Yunan müttefiklerin Pers deniz kuvvetlerini yenilgiye uğratmasıyla Priene de diğer Batı Anadolu kentleri gibi kısa süreliğine de olsa Pers egemenliğinden kurtulmuştur. Bu savaşlar sonrası Persler’e karşı Yunanlılar tarafından kurulan I. Attika-Delos Deniz Birliği’ne Priene’nin bir talent tutarında vergi ödediği görülür. Priene’nin, birliğe ödediği vergiler MÖ 453/452 yıllarından MÖ 428/427 yıllarına kadar (bazı yıllar arasında boşluklarla birlikte) izlenebilmektedir. Kent, vergi ödemlerinin kayıtlarda takip edilemediği yıllarda olasılıkla komşu kent Miletos’un egemenliği altına girmiştir.

Atina ile Sparta arasında gerçekleşen Peleponnessos Savaşları’nın sonucunda Atina’nın yenilmesiyle I. Attika-Delos Deniz Birliği MÖ 404 yılında sona ermiştir. Bu olay sonucunda Batı Anadolu kentlerinin tekrar Pers İmparatorluğu egemenliğine girme tehlikesi baş gösterince Spartalı Derkylidas komutasındaki bir ordu, Ionia’ya doğru yola çıkar. MÖ 397 yılında Pers Ordusu, müttefikleri Karialılarla Spartalılar ile mihverleri İonlar, Magnesia ad Maeandrum civarında karşı karşıya gelirler. Xenophon’un aktarımına göre Prieneliler’in bu savaşta hiç de kahramanca davranmadıkları görülür. Peleponnessoslular Pers ordusunun karşısında savaş hazırlıkları yaptığı sırada, Prieneliler ve diğer İon kentlerinden gelen askerler silahlarını bırakarak savaş meydanından kaçarlar. Bu savaştan kısa süre sonra, MÖ 386 yılında Perslerle Yunanlılar arasında imzalanan “Kral Barışı” sonucunda diğer Batı Anadolu kentleri gibi Prienede Pers İmparatorluğu hâkimiyetine girer36. Priene Kenti’nin yeni yerine taşınmasından kısa süre önce gerçekleşen bu gelişmeler esnasında, Panionion’daki Poseidon rahibinin her defasında Prieneliler arasından seçilmeye devam edildiği görülmektedir.

 

Yeni Priene’nin Tarihçesi

 

Kentin konumu bölümünde bahsi geçen nedenlerden dolayı, Prieneliler MÖ 4. yüzyıl ortalarında yeni bir yurt arayışına girmişler, bunun sonucunda günümüzde Güllübahçe Mahallesi Turunçlar Mevkii’nin batısındaki 381 m yükseklikteki sarp kayalığın güneyinde yer alan yamaçlarda inşa ettikleri teraslar üzerinde kentlerini yeniden kurmuşlardır. Yeni kent için bu alanın seçilmesinde kentin yazın serinlik sağlayan batı rüzgârlarına açık olması, kentin arkasındaki son derece sarp kayalığın kışın esen soğuk kış rüzgârlarını engellemesidir. Aynı zamanda kentin kuşatılma riskine karşı doğal bir engel teşkil etmesi, kenti besleyebilecek su kaynakları, kentteki kamusal ve sivil yapıların inşasında kullanılacak materyal sağlayacak taş ocaklarına yakınlık gibi faktörler etkili olmuştur38. Birbirine paralel uzanan doğu-batı doğrultulu ana caddeler, onları dikine kesen daha dar sokaklar ve bu cadde - sokakların arasında kalan insulalardan (yapı adası) oluşan Hippodamik plana (Izgara Plan) sahip kent, düzenli kent planı tipininen ideal ve en iyi korunmuş örneklerinden birini gösterir. Kentin tasarlanması esnasında dönemin en ünlü mimarı, Priene Athena Polias Tapınağı’nın da planlamasını üstlenmiş olan, Pytheos’un görev yapmış olması mümkündür. Kuruluş döneminde halen Pers İmparatorluğu hâkimiyeti altında bulunan Priene, Büyük İskender’in MÖ 334’te Persler’i Granikos’ta yenilgiye uğratmasının akabinde Makedonya Krallığı hâkimiyetine girer. Günümüzde British Museum’da bulunan bir ante bloğu üzerinde “Kral İskender bu tapınağı Athena Polias’a adadı” ifadesi yer almaktadır. Bu ifadeden Büyük İskender’in Priene Athena Polias Tapınağı’nın inşasına finansal destekte bulunduğu ve Priene halkının ona tapınağı kentin en önemli tanrıçasına adamasına izin verdiği anlaşılmaktadır. Büyük İskender’in MÖ 323 yılındaki ölümünden sonra, Makedonya’dan Hindistan’a kadar uzanan krallığının toprakları generalleri arasında paylaşılmış, Priene’de başında bu generallerden biri olan Seleukos Krallığı’nın hâkimiyetine girmiştir. MÖ 277 yılında istilacı Galatlar

Priene’ye kadar gelmişler ve kenti kuşatmışlardır. Bu kuşatma esnasında kentin savunmasında yararlılık gösteren Sotas isimli bir yurttaş, halk meclisi tarafından bir stelle onurlandırılmıştır.

MÖ 246 yılındaki Laodike Savaşı sonrasında kent, merkezi Mısır’daki İskenderiye şehrinde bulunan Ptolemaios Krallığı’nın egemenliğine girer. Bundan yaklaşık elli yıl sonra ise Seleukos Kralı III. Antiokhos’un Ptolemaioslar’ı Batı Anadolu’dan sürmesi sonucu, kentte yeniden kısa süreli bir Seleukos hâkimiyeti söz konusudur. Büyük İskender’den Roma İmparatorluğu Dönemi içlerine kadar çeşitli krallık ve imparatorlukların hâkimiyetine giren kent, aslında otonom bir yapıya sahipti; dış işlerinde bu krallıklara bağlı olan kent iç işlerinde kararlarını şehirmeclisi ve halk meclisi vasıtasıyla kendi başına almaktaydı. MÖ 190 yılında Seleukos KralıIII. Antiokhos’un Roma’ya yenilmesi sonucu imzalanan Apameia Barış Antlaşması (MÖ 188) sonucunda Anadolu’daki ilişkiler yeniden düzenlenmiş, Roma Priene’yi serbest müttefikleri arasında tanımıştır.

MÖ 2. yüzyıl ortalarında Priene Kappadokia Kralı Oropherrnes’in neden olduğu bir siyasi krize sahne olur. Gençliğinde Ionia’da, belki de Priene’de eğitim almış bir kral olan Oropharnes iktidarı döneminde Priene’ye dört yüz talentlik büyük bir servet emanet eder. MÖ 158 yılında kayınbiraderi Pergamon Kralı II. Attalos’un yardımıyla Kappadokia tahtını ele geçiren Orophernes’in üvey kardeşi V. Ariarathes, Orophernes’in Priene’ye emanet ettiği bu hazineyi geri ister. Prieneliler ise Orophernes hayatta olduğu sürece bu parayı yalnızca onlara geri ve-receklerini bildirirler. Bunun üzerine II. Attalos’un da desteğini alan V. Ariarathes Priene topraklarını talan eder ve kenti kuşatır. Prieneliler dönemin büyük siyasi gücü Roma’ya elçiler göndererek yardım isterler. Roma Cumhuriyeti onların bu isteklerine olumlu yanıt vermez. Sonuç olarak Prieneliler hem büyük umut bağladıkları bu parayı Orophernes’e geri öderler hem de bu olay sonucunda kral V. Ariarathes tarafından cezalandırılırlar.

MÖ 133’te ölen Pergamon Kralı III. Attalos’un vasiyeti üzerine, Pergamon Krallığı’nın topraklarının Roma Cumhuriyeti’ne ilhakıyla Priene de diğer Batı Anadolu kentleri gibi Roma Cumhuriyeti egemenliğine girmiş ve MÖ 129 yılında kurulan Asya Eyaleti’ne (Provincia Asia) bağlanmıştır.

MÖ 89-85 yılları arasında devam eden I. Mithradates Savaşı Batı Anadolu kentleri açısından olumsuz sonuçlandı. Küçük Asya’da pek çok kent tarafından kurtarıcı olarak selamlanan VI. Mithradates, Romalı komutan Sulla tarafından yenilgiye uğratıldı. Bu yenilginin sonucu, Mithradates’e destek veren Batı Anadolu kentlerinin çok daha ağır vergilerle cezalandırılmasıydı. Roma İmparatorluk Dönemi’nde ise ekonominin kısmen düzeldiği, Athena Kutsal Alanı Propylonu ve Yukarı Gymnasion Hamamı gibi anıtların inşa edilebilmesinden anlaşılmaktadır.

Roma İmparatorluğu’nun ikiye bölünmesinin ardından Priene Konstantinopolis merkezli Doğu Roma İmparatorluğu’na (Bizans) dâhil olur. Kent içerisinde ve yakın çevresindeki kiliseler, şapeller ve sinagog kentin bu dönemine dair izler sunan kalıntılardır. Ayrıca bu evrede, kentin antik dönemde “Teloneia” olarak adlandırılan Akropolisi’nin yoğun yapılaşmaya uğradığı görülmektedir. Bu dönemde MS 5. yüzyıldan itibaren Ephesos metropolitliğine bağlı bir piskoposluk merkezi olan kentin piskoposlarının adlarına 1270 yıllarına kadar kayıtlarda rastlanır. 13. yüzyıl sonlarında bölgenin Türk hâkimiyetine geçmesi sonrasında kentte yerleşimin devam ettiğine dair ne bir yazılı kaynağa ne de bir arkeolojik buluntuya rastlanır.

Araştırma Tarihi

Priene’deki yerleşimin son bulması ve kentin terk edilmesinden yaklaşık dört yüz yıl sonra kent, ilk kez 1673 yılında İzmir’de ikamet eden İngiliz tüccarlar tarafından ziyaret edilerek antik kentin bulunduğu alandaki harabeler Priene olarak lokalize edilmiştir. Bu gezinin sonuçları 1682 yılında G. Wheler tarafından yayınlanan “A Journey in Greece” adlı kitapta yer almıştır.

Priene’nin yerinin belirlendiği bu ilk ziyaretten yaklaşık bir asır sonra, Priene yeniden antik çağa merak duyan araştırmacıların ilgisini çeker. İlgi ve araştırmaların odağındaysa, Vitruvius’un “Mimarlık Üzerine On Kitap” adlı eserinde bahsedilen mimar Pytheos’un eseri olarak bahsi geçen Athena Polias Tapınağı olduğu görülmektedir. 1750 yılında İngiliz seyyah R. Wood Priene’nin o zaman görülebilen kalıntılarını ziyaret edip inceler. İtalyan teknik ressamı G. B. Battista daha sonra R. Wood’un yaptığı notlardan ve eskiz çizimlerinden Athena Polias Tapınağı’nın İon düzeninin ilk rekonstrüksiyonlarını geliştirmiştir. G. B. Battista’nın söz konu-su çizimlerine günümüzde internet üzerinden erişim mümkündür. R. Wood’un yazdığı raporlar sonucunda, Priene’ye masrafları Londra’daki Society of Dilettanti cemiyeti tarafından karşılanan, ilki 1764 ve ikincisi 1811 yılında olmak üzere iki araştırma seferi düzenlenmiştir. Bu araştırmaların sonuçları “Antiquities of Ionia” adlı bantlarda 1769 ve 1821 yıllarında yayınlanmıştır. Özellikle son ciltte diğer planların yanı sıra ilk kent planı, Athena Polias Tapınağı ve Propylonuna ait pek çok çizim ve agoradan bazı bölümler yayınlanmıştır. R. P. Pullan, 1861 yılındaki ilk incelemelerinden sonra, 1868 ve 1869 yllarında Society of Dilettanti adına Athena Kutsal Alanı’ndaki ilk kazı çalışmalarını yürütmüştür. Bu kazılarda ele geçen seçme mimari parçalar, heykeller, küçük buluntular ve yazıtlar British Museum’a götürülmüştür. R. P. Pullan’ın kazı raporları 1881 yılında Antiquities of Ionia’nın IV. cildinde yayınlanmıştır. Kazı çalışmalarında bulunan ve British Museum’a götürülen yazıtlar 1886 yılında E. L. Hicks tarafından bilim dünyasına tanıtılır59. Aynı şekilde British Museum’a taşınan heykeltıraşlık eserleri ancak 1983 yılında J. C. Carter tarafından bir monografi halinde yayınlanır. 1873 senesinde O. Rayet ve A. Thomas, Athena Polias Tapınağı’nın mimarisini inceleyip araştırmışlardır. Bu araştırmacıların kaleminden çıkan 1880 tarihli ve Milet et le Golfe Latmique II isimli yayında ilk defa fotoğraf basılmış ve renkli levhalarla tapınağın rekonstrüksiyonları gösterilmiştir.

Berlin Kraliyet Müzeleri İzmir İstasyonu Müdürü C. Humann, 1894 yılında Priene’yi ziyaretinden sonra, aynı yılın Aralık ayında Osmanlı İmparatorluğu makamlarından Priene için kazı ruhsatı talebinde bulunmuştur. C. Humann, daha iznin verilmesi ihtimali kuvvetlendiğinde kazı için gerekli alt yapıyı oluşturmaya başlamıştı. Bu aşamada Söke’den Priene’ye giden yol iyileştirilmiş ve bugün halen kullanımda olan kazı evi inşa edilmişti. Daha sonra 1895 senesi Eylül ayında başvurunun bütün ilgili makamlarca onaylanmasıyla C. Humann kazılara başlayabilmiştir. C. Humann’ın 1896 yılında İzmir’de vefat etmesinden sonra, kazı başkanlığını T. Wiegand devralmıştır. T. Wiegand çalışmalarını, özellikle H. Schrader’in katkılarıyla 1899 yılına kadar yürütmüştür. Antik kentin büyük bir kısmını kapsayan kazılar, kentin bilimsel olarak araştırılmasına hizmet etmiş ve küçük bir Helenistik Dönem kentinin nerdeyse hiç bozulmamış dokusunu ortaya çıkarmıştır. Ortaya çıkarılan çok iyi durumda korunmuş kent kalıntıları, T. Wiegand’ın Priene’yi “Anadolu’nun Pompeisi” olarak tanımlamasına vesile olmuştur. Geniş alanı kapsayan kazılar sonucu kentte, kamu yapıları, en önemli kutsal alanlarla beraber tüm kent merkezi ve kentin batısında iyi korunmuş durumda buluntu bakımından zengin konut alanları ortaya çıkarılmıştır64. T. Wiegand başkanlığında yürütülen kazılarda ele geçen buluntular ise anlaşmaya göre İstanbul Arkeoloji Müzesi ve Berlin Kraliyet Müzeleri arasında 2 / 1 oranında bölüşülmüştür. Priene’de yürütülen bu ilk Alman kazılarının sonuçları konularınagöre şu şekilde yayınlanmıştır:

1. T. Wiegand ve H. Schrader’in 1904 yılında yayınladıkları “Priene. Ergebnisse der Ausgrabungen und Untersuchungen in den Jahren 1895-1898” başlıklı eserleri detaylı bir ön kazı raporu şeklinde değerlendirilebilecek türdendir.

2. Kazılarda ele geçen yazıtlar ve Testimonia (Priene hakkında bilgi veren antik kaynaklar) ise 1906 yılında F. F.Hiller von Gaertringen tarafından “Inschriften von Priene” adlı bantta yayınlanmıştır.

Gallery image 1